Türk Havacılığının Duayeni Vecihi Hürkuş

tarafından
1
Türk Havacılığının Duayeni Vecihi Hürkuş

Aziz hatırasına saygı ile…

Yakın tarihimizin en önemli isimlerinden birini anlatmak istiyorum sizlere. O imkansızlıkları engel olarak görmemiş, aksine her zorlukta, her yoklukta, ideallerini gerçekleştirebilmek için daha da kamçılanmış, sadece içinde bulunduğu devir için değil, bugün için bile ‘olanak dışı’ olarak görülebilecek pek çok ilke imza atmış biri.  Yaşamı boyunca türlü engellemelerle, yıldırma çabalarıyla, cezalarla, sürgünlerle mücadele ederken bir yandan da çok az insana kısmet olabilecek yeteneği, zekası ve azmi sayesinde amaçlarına ulaşabilmiş biri. O bu toprakların saygıyı ve değeri en çok hakeden isimlerinden biri. Ve O yaşadığı coğrafyayı ileriye taşımak, kalkındırmak, çağdaşlaştırmak, dünya nimetlerinden faydalanmasını sağlamak için bir ömür çırpınmış biri. Ancak ne yazıktır ki kendi toprağının insanı  Onu yeterince tanımıyor. İsterim ki bu yazıyı da bu isme rastladığınız her yazıyı da okuyun. Bu çılgın, gözüpek, imkansızlıklardan imkanlar yaratan yetenekli, azimli gözü kara adamı merak edin, tanıyın. Onun başardıklarının onda birini başarabilen başka biri, giderken geride torunlarına yetecek bir servet bırakırdı, oysa O, bu dünyadan gittiğinde -yine daha güzel bir gelecek bırakabilme hayalleri için çektiği ve harcadığı krediler nedeniyle- maaşı dahi hacizliydi. Onu adı Vecihi Hürkuş. Göklere sevdalı, dahi bir uçak mühendisi…

vecihi hürkuş               6 Ocak 1896 yılında İstanbul Arnavutköy’de ailesinin üçüncü çocuğu olarak dünyaya gözlerini açtı. Adını ‘Vecihi’ koydular. Babası İstanbullu bir ailenin oğlu olan gümrük müfettişi Ali Feham bey, annesi ise Vidin’de doğup 3 yaşında İstanbul’a gelen Zeliha Niyir hanım idi. Küçük Vecihi 3, kızkardeşi Remziye ise sadece 1 yaşında iken babalarını kaybettiler. Ağabeyleri Hayrullah ve Emin ise birkaç yaş daha büyüktü sadece… Bu acı olayın ardından bakıma muhtaç 4 çocuğu ile dul kaldı Niyir Hanım. Bu tarihten sonra çocuklarını da yanına alarak akrabaları ile yaşamaya başladı ve uzunca bir süre  yaşamlarını kalabalık aileleri ile birlikte sürdürdüler. Küçük Vecihi, canlı, hareketli ve çok akıllı bir çocuktu. İlerleyen yıllarda önemli işler başaracağı sanki daha o yıllardan belliydi.

Vecihi Hürkuş (1)               1912 yılına gelindiğinde Vecihi 16 yaşında Tophane Sanat okulu mezunu bir gençti artık. Gönüllü olarak Balkan Harbine katıldı. Dönüşte bir esir kampına kumandan olarak tayin edildi. 2 yıl sonra yani 1914 yılında bütün yaşamını belirleyecek o acı hadiseler meydana geldi; İstanbul Kahire seferinde, ilk Osmanlı tayyarecilerinden olan Fethi Bey ve Onun gözlemcisi Sadık Bey, Onlardan birkaç gün sonra da Mısır hava sahasna girmek üzereyken Nuri Bey, düşen uçaklarının içinde hayatlarını kaybettiler. Bu iki olay memlekette büyük üzüntüye sebep oldu. Hatta o kadar ki Fethi Bey’in anısına, Muğla’nın Meğre kasabasının adı ‘Fethiye’ olarak değiştirildi. Herkes gibi genç Vecihi de çok etkilenmiş, çok üzülmüştü kayıplara. O sıralarda verdi kararını; Tayyareci olacaktı!

Olamadı! Yaşı küçük olduğu için okula kabul edilmedi ancak makinist mektebine girebilirdi, öyle yaptı. Bir süre sonra 1. Dünya Harbinde Bağdat cephesine atandı, görevi uçak makinistliğiydi. Cephede bir uçak kazası geçirdi ve ciddi bir biçimde yaralandı, İstanbul’a geri gönerildi. Anılarında bu uçak kazasının Onu yıldırmadığından, kolunu kanadını kırmadığından bahseder ve der ki; “Aksine, pilot olmak için daha da büyük bir istek duydum! Kanatlanmak istedim. Bu istek beni 50 yıl boyunca göklere bağladı.”

vecihi_hurkus_2               Kazanın ardından asıl istediği Tayyare mektebe kabul edilme yaşına da gelmiş bulunan genç Vecihi Yeşilköy’deki ‘Tayyare Mektebi’ne başladı ve 1916 yılında ilk uçuşunu gerçekleştirerek pilot astsubat olarak okulundan mezun oldu. 1917 Sonbaharında Kafkas cephesi 7. tayyare bölüğüne atandı. Burada bir uçak düşürdü ve yaşamında ardı arkası kesilmeyecek olan ‘ilk’lerine başlangıç yapmış oldu: Uçak düşüren ilk pilottu O artık. İlk madalyasını da böyle kazandı. Bu olaydan kısa bir süre sonra Rus’lara yakalandı. Esir düşmeden önce yaptığı ilk iş uçağını yakmaya çalışmak oldu. Rus askerleri bu genç ve yetenekli ‘tayyareci’ ile bir hatıra fotoğrafı çektirmek istedi. Günümüze ulaşmış olan bu fotoğrafta Rus askerler tebessüm etmektedir. Astsubay Pilot Vecihi Feham’ın ise yaralı yüzünde yakalanmış olmanın üzüntüsü ile birlikte düşünceli, derin bir ifade vardır. Kimbilir, belki de o zaman başlamıştı Hazar denizini yüzerek geçme planlarına.. Nargin adasında yaklaşık 1 yıl kaldıktan sonra bu planını gerçekleştirebildi. Azeri Türklerinin de yardımı ile adadan yüzerek kaçmayı başardı!

1920′de Kuvai Havaiye’ci arkadaşlarıyla birlikte sivil havacı olarak Kurtuluş Savaşı’na katılan ve artık lakabı “Tayyareci Vecihi” olan 24′ündeki bu genç adam İnönü ve Sakarya muharebelerinde toplama uçaklar ile üstün başarı gösterdi. Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve son uçuşunu yaptı ve İzmir Havaalanını işgal etti. Tam 3 kez takdirname almaya hak kazandı ve bu da Ona İstiklal madalyası getirdi.

vecihi               Savaşta yaşanan yokluklar, imkansızlıklar aklına/gönlüne çılgınca ve o günlerde imkansız görünen bir fikri düşürdü, kendi tayyarelerini yapma fikrini! Bir yandan İzmir Seydiköy’de genç talebeler yetiştirirken bir yandan da bu hayalini nasıl gerçekleştirebileceğine kafa yoruyordu. Bu arada bir başka hayalini gerçekleştirdi ve Akşehir Jandarma komutanı Ratip bey’in güzel kızı Hadiye Hanım ile evlendi. İlerleyen yıllarda çiftin iki kız çocukları oldu.

Tayyareci Vecihi gece gündüz çalışıyor, nasıl uçak imal edebileceğine kafa yoruyor, eldeki imkanlar daha doğrusu imkansızlıklar içerisinde işin içinden çıkamıyordu. Pes etmeye ise asla niyeti yoktu. Kriterlerini şu şekilde belirlemişti; “İlk uçağım ‘Vecihi K-6′nın tasarımı ve yapımına Halkapınar tayyare atölyesinde başladım. Tasarım kriterlerim; 1. Tayyarenin nakil ve monte işlemini en az el işi ile mümkün kılmak. 2. keşif tayyaresi olmasına rağmen hızını 200 kilometrenin üstüne çıkarmak ve tırmanma kabliyetini kaybetmemek. 3. Savunma silahlarının kolaylıkla kullanılabilmesi için görüş vasfını yükseltmek ve manevra kabiliyeti temin etmek.”

Bitmek tükenmek bilmeyen bir kararlılık ve azim ile çalıştı, çalıştı. Savaşta düşürdükleri eski ve parçalanmış uçakların motorlarını kullandı, yeni gövdeler tasarladı, kurdu, yaptı, bozdu, denedi, kaldırdı, uğraştı, didindi ve 14 ay gibi kısa bir zaman içerisinde inanılmazı başardı! Tamamladı uçağını. Vecihi K-6 ismini verdi uçağına. Eğitim sertifikasını bir an evvel almak, göklerde ‘kendi kanatlarıyla’ uçmak, talebelerinin eğitim uçuşlarını bu uçak ile yapmak istiyordu. Derhal sertifika başvurusunu yaptı. Ancak daha önce hiç aklına gelmeyen bir sorun çıktı karşısına; Memlekette ‘Vecihi K-6 adlı uçağın uçuşa uygun olup olmadığına karar vermesi gereken ekipte bu işten anlayan, bu sertifikayı verebilecek yeterliliğe sahip bir kişi dahi yoktu! Ekibin başkanı “Biz bu sertifikayı veremeyiz” dedi, “Uçağınıza güveniyorsanız buyurun uçun! Eğer başarırsanız raporu imzalayacağız.”

Bir an dahi tereddüt yaşamayan ‘Tayyareci Vecihi’ derhal teklifi kabul etti. Ya bu iş olacak ya da bu uğurda ölecekti. 28 Ocak 1915 yılında Onu izleyen kalabalık grupların gözleri önünde uçuşunu gerçekleştirdi. Herşey planladığı ve arzu ettiği şekilde gelişti. Kalkışta, uçuş ve iniş sırasında hiçbir sıkıntı yaşamadı. Kendi deyişiyle semada, kendi elleri ve kendi kafasıyla yaptığı kanatların üzerinde idi artık. Mutluydu. En büyük hayali gerçek olmuştu! Hür bir kuştu o artık semada! En azından şimdilik…

Vecihi Hürkuş 2. Bölüm için tıklayınız.